"Her sabah aynaya baktığınızda Süpermen'i görmek nasıl bir duygudur biliyor musunuz? Durun size anlatayım. Demir kadar sert kasları vardır. Yakışıklıdır ve karizmatik de aynı zamanda. Bir uçakla aynı hızda hatta ondan çok daha hızlı uçabilir. Başınız dertteyse hemen bulur kurtarır sizi. Düşmanları vardır, kriptonite dayanamaz ama bir şekilde hepsini alt eder süpermen, gerekirse kriptoniti de yer ve hepsinin üstüne tükürüverir..
Her sabah aynaya baktığınızda küçük bir çocukla karşılaşmak nasıl bir duygudur biliyor musunuz? Yalnız, küçük bir çocuk, yarın daha büyüyecek olduğunu bilen. Karlar arasında yalnız yürüyen ama hiç üşümeyen, yorulmamış ve de yorulmayacak olan..
Her sabah aynaya baktığınızda, Neo'yu görmek nasıl bir duygudur biliyor musunuz? Matrix'den arkadaşım Neo, yüzünü yıkayıp güne başladığında herşeyi çözecek., az sonra, hayatla ve gerçekle ilgili, herşeyi.. O seçilmiş olan, the one..
Her sabah aynaya baktığınızda, gözlerinizin şişmiş olduğunu ya da sakallarınızın uzamış olduğunu ve ya aynadakini, hiç ama hiç bu kadar bile görmeyip gün'le ilgili, bir önceki geceyle ya da aynada görünenden başka biriyle ilgili başka şeyler düşünmekten başka bir şeydir her sabah aynaya baktığınızda yukarıda saydıklarımı görmek..
Ve her sabah aynaya baktığında süpermen'i, küçük bir çocuğu, Neo'yu vs vs'yi görenler, her sabah aynaya bakıp da başka şeyler düşünenler kadar başarılı görünemezler yaşadıkları zaman ve çevre içinde, onlara her sabah aynaya bakıp sakallarım uzamış ya da gözlerim şişmiş gözleriyle bakan gözler arasında.. başka şeyler düşünmeye itilmiş, başka şeylerle zincirlenmiş kendi kendinin tutsağı insan yığını arasında.. Neyseki, kendini görebilecek ve bu yığın arasından sıyrılıp kendi kanatlarıyla uçacak, önce bunu hakedip sonra gerçekten başarılı olacak, yaşayacak, içine çektiği oksijenin hakkını verecek tüm insanlar, sanatçılar, üretecek olanlar aynaya başka gözlerle bakanlardır. Geriye kalacak ve geride kalmış olanların asla yakalayamayacak oldukları, nereye baktıklarını bile göremeyecek oldukları.. hayatın kenarından geçip gitmeleri gibi. Hiçbir zaman güçlü, yakışıklı, karizmatik, bir uçakla aynı hızda ve hatta ondan çok daha hızlı uçamayacakları gibi..
Her sabah aynaya bakıp, bugün de yaşıyorum ve yeni bir hayat başlıyor önümde.. herşeye ve herkese rağmen deyip, kanatlarını düzeltenlerindir bu hayat. Sürünenlerin ya da kendi kovuğunda ağlayanların, başını dertte sanıp yardım bekleyenlerin, sürekli ve "sürerli", başkalarına ihtiyacı olanların, yine dostsuz kaldım ne yazık diyenlerin değil, dost olabilenlerindir..
Yaşıyorum ve yeni bir hayat başlıyor önümde. Annem anlamsızca kollarımı ovuşturduğumu, yüzümü yıkadığımı ve niye kollarıma, kendime hayran hayran baktığımı sorgular gibi bakıyor yüzüme, aynadan.. Kanatlarımı düzeltiyorum.. Kanatlarımı düzeltiyorum Anne, "kendimi bildim bileli", her sabah yaparım bunu.. "
arap ve basra korfezi benim aklimda savas disinda fazla cagrisim yapamayan kelimelerdi, 2-3 hafta oncesine kadar. emirlikler, kuveyt, suudi arabistan diye giderken anladim ki durum pek duydugum gibi degilmis. bir kere bosuna dememisler 'para var huzur var' diye. disarida, insan haklarindan zeka seviyelerine, yasam bicimlerinden yonetim sekillerine kadar akillara kazinmis tum onyargiyi ve bu konulardaki olusmus baskiyi, yaptiklari ya da aldiklari seylerde abartarak haksiz cikarmaya calismalari degisik bir savunma taktigi olsa da ortaya muazzam seyler ciktigi asikar.
oyle sicak bir ortam yok ama artik sozlugumde korfezin karsisinda abartmak yaziyor.
Kore ile ilgili ufak tefek detaylarla baslamak gerekirse; oncelikle burada gorunurde savas yok. İki korenin sinirina kadar gittik ama ortalik gayet sakindi. Insanlar gunluk ugraslarinda, soguk yuzunden (burada -17lerden bahsediyorum) disarida isi olmayanlar burunlarini kapidan guvenli bir mesafede tutuyorlar. Noelle birlikte her yerde farkli bir hareketlenme var, ne de olsa herkes eglenmeyi sever.
Soguktan mi Koreden mi bilmem agzimin tadi bozuldu, istahim kacti. Bu aralar en buyuk keyif aksama (veya sabaha) kadar kahve aksama dogru da bir kupa bol baharatlı sicak sarap (ananaslı biftekten sonra bu hale geldim).
hele gece pre-xmas party donuslerinde heryer kapali olmasina ragmen atistirmak icin durulan su tarz yerlerde ikram diye neler yedigimi hatirlamak bile istemiyorum :)
Önce belirtmem gerekir ki vakit çoktan gelmişti ama elde olmayıp kafada biten meselelerden dolayı bu iş bu zamana kadar sürüncemede kaldı; sonunda bir sonraki durak güney kore. Cuma günü burası her neresi ise oradan çok uzaklarda uyanacağım!
yakın çevrede haber patlar patlamaz ilk gelen yorumlar;
"savaş var orada!"
"sizi de batırırlar mı?"
"üstünüze top atışı yaparlar!"
"nükleer mükleer..."
paranoya yapmak günümüzün en yaygın davranışı; wiki de kaçak yapınca ortalık oldu toz duman. yukarıdakileri diyenleri bir şey olmayacağını normal yollarla anlatamayacağım için "aşırı doz" denedim, onlar bir felaket yorumu yaptıkça ben de verdim coşkuyu verdim coşkuyu. En sonunda kuzey korelilerin gemimizi nükleer füzeyle batırıp, benim bir esir kampına düşüp yapılan işkenceler sonucunda sakat kalıp, diri diri toprağa gömülmemle muhteşem finali yaptık.
Hayat sürprizlerle doludur, onu anladık; ama cılkını çıkarmanın da alemi yoktu. İnsanın en çok çekindiği şey başına gelirmiş. Genellemeleri seviyorum, engel olamıyorum.
Hiçbir şey olmasa sabah ayazında yollarına düşmek. Buğulu camın ardında son sürat amaçsızca giderken bir şarkı tuz biber olur.